“semantik erozyon” diyorlar: bir sözcüğün suyunu çıkarınca, beline vura vura yıllarca kullanınca bir yerden sonra anlamı aşınıyor, neye denk geldiği anlaşılmaz oluyor.
Daha güzel anlatılamazdı. Yalnız bu festivallerin arka planını az çok bilen ve bu yıl bu festivale seçilmemiş bazı filmleri izlemiş biri olarak şunu eklemek isterim: bu dediğiniz filmler Türkiye'de yapılmıyor değil. Devrimci bir öfkeyle yapılan, daha açık cesur politik referansları olan, ince kara mizahı olan filmler de var. Ama bu filmler Avrupa'daki bu festivallere seçilmiyor. Çünkü bahsettiğiniz otuzbir janrının asıl hayranı bu neo-sömürgeci, sahte entelektüel Avrupalı programcılar. Onların satın aldığı da bu: ölgünlük.
Elinize sağlık hocam. Bu yazınız bana, bütün edebî külliyatını hayıflanma, yazıklanma ve içlenme üzerine kurmuş önemli bir yazarımızı hatırlattı. Sinemayı pek takip etmiyorum, bilemiyorum; ama edebiyatta bu tür metinlerin bağımlılık yapıcı bir etkisi de yok değil. Bahsi geçen yazarımızın kitaplarını da elime bir kez alınca “Ulan ne güzel yazmış” diye bırakamıyorum; ama sonlara doğru bu kez “Ne lüzumsuz satırlar bunlar” diye içim ofkeyle doluyor.
Bu kadar sahte, insanları kandırarak rant yapmaya yönelik endüstriyel sayılabilecek bu "şeyler" i tek bir yazı bu kadar iyi anlatabilirdi. Fikirlerinize sağlık 📝
Belli başlı festivallerde komedi filmi, ya da genel olarak tür filmleri hemen hiç olmuyor ki ya, tek tük. "Berlinale'de Filistin'in sesi kısılmış" dediğiniz acaba hangi olay? Yazarsanız çok sevinirim.
Daha güzel anlatılamazdı. Yalnız bu festivallerin arka planını az çok bilen ve bu yıl bu festivale seçilmemiş bazı filmleri izlemiş biri olarak şunu eklemek isterim: bu dediğiniz filmler Türkiye'de yapılmıyor değil. Devrimci bir öfkeyle yapılan, daha açık cesur politik referansları olan, ince kara mizahı olan filmler de var. Ama bu filmler Avrupa'daki bu festivallere seçilmiyor. Çünkü bahsettiğiniz otuzbir janrının asıl hayranı bu neo-sömürgeci, sahte entelektüel Avrupalı programcılar. Onların satın aldığı da bu: ölgünlük.
çok güzel özet, ağzınıza sağlık. elbette vardır, ben tiksintiyle biraz fazla düz gitmişim. yoksa insan biter mi, elbette vardır.
Elinize sağlık hocam. Bu yazınız bana, bütün edebî külliyatını hayıflanma, yazıklanma ve içlenme üzerine kurmuş önemli bir yazarımızı hatırlattı. Sinemayı pek takip etmiyorum, bilemiyorum; ama edebiyatta bu tür metinlerin bağımlılık yapıcı bir etkisi de yok değil. Bahsi geçen yazarımızın kitaplarını da elime bir kez alınca “Ulan ne güzel yazmış” diye bırakamıyorum; ama sonlara doğru bu kez “Ne lüzumsuz satırlar bunlar” diye içim ofkeyle doluyor.
teşekkürler hocam, elbette içlenmek de var hayatta ama dediğiniz gibi bir sınırın üstüne çıkınca tüketiyor insanı bazen. selamlar.
Steril kasvet ve ben sanatçıyım. orta sınıftan bi şekilde ayrışmayı başarmış, farkında ve hijyenik duygu taşıyıcıları, festivale hoşgeldiniz!
Müthiş yazı, teşekkürler!!
ben teşekkür ederim, çok selamlar.
Daha bu sabah aynı tiviti, filmleri ve posterlerini düşünürken denk geldi. ANLAT diye bağır çağır okudum, döner döner okur yine bağırırım. 🍻
neşenize efenm 🍻
Bu kadar sahte, insanları kandırarak rant yapmaya yönelik endüstriyel sayılabilecek bu "şeyler" i tek bir yazı bu kadar iyi anlatabilirdi. Fikirlerinize sağlık 📝
Elinize sağlık🙏 Tüm görselleri aynı filmden sandım ben de okurken başlarda. ☺️
Belli başlı festivallerde komedi filmi, ya da genel olarak tür filmleri hemen hiç olmuyor ki ya, tek tük. "Berlinale'de Filistin'in sesi kısılmış" dediğiniz acaba hangi olay? Yazarsanız çok sevinirim.
merhaba, o ifade bir dostun twitinden alıntıydı, şimdi kendisine soramadım ayrıntısını ama şurada kısa bir metin var:
https://bianet.org/haber/pacbi-den-sinemacilara-cagri-berlinale-yi-boykot-et-304208
Teşekkürler 🙋🏻♀️