şehrin köpekleri
bir şehir niye güzeldir? yalnız çehresiyle açıklayabilir misiniz? güzel binalar, güzel sokaklar, güzel parklar güzeldir elbet ama sonuçta bunlar güzel binalardır, güzel sokaklardır, güzel parklardır. birleşip şehir etmezler. yoksa arap emirlikleri parayı basıp en güzel şehri yaptırırdı en güzel mimarlara. ve yine bu yüzden güzel binaları, sokakları, parkları olan ama kaderi icabı orada yaşayanların ve belki yolu oradan geçenlerin haricinde pek kimsenin zihninde karşılığı olmayan çok yer var, diğer tarafta da çehresi kirden görünmez olsa da şehir olmaya, şehirler şehri olmaya devam edenler.
peki tarihi midir şehri güzel yapan? ezbere cevap verirken öyle deriz, ama gerçekten krallar, sultanlar, zengin adamlar, savaşlar, kıyımlar ve bunlara dair uzmanı dışındakiler için bir mektup sayfasını doldurmayacak malumat mı güzelleştirir şehirleri? sanmıyorum. kolay cevap “çehresiyle tarihinin bir harmanı” olabilir herhalde, ama bu da sadece söz. nerede oluyor bu harman? hikâyelerde elbette.
evet, bir şehir eğer hakkında birileri hikâyeler anlatıyorsa güzeldir, isterse baştan uca yangın yeri olsun. binalarına, sokaklarına, parklarına bakınca —bunlar hakkında hiçbir şey bilmiyor olsak bile— bize o şehre dair aşkla, sevgiyle, belki öfkeyle, nefretle hikâye anlatanların heyecanından içimizde kalanları bir araya getirip biz de bir şeyler hayal edebiliyorsak güzeldir. hatta tek bir taşını bile görmediğimiz ama —ister kulaktan, ister kitaptan— hikâyeleri dinlediğimiz şehirler de bu yüzden güzeldir.
bir pis taşına cümle acem mülkünü feda edenler, tepesine çıkıp semt semt gözleyenler, gözlemeyip sadece dinleyenler, hatta örtün ve müebbed uyu [fahişeliğin vakkosu] diye haykıranlar olduğu için istanbul güzel. ve şimdi de şehrin köpeklerine müjdeler sayesinde daha güzel.
adından da anlaşıldığı gibi bir şehir ve köpek kitabı bu. yazarı yola köpeklerden çıkmış olsa da, en az o kadar istanbul kitabı. misal:
Şehri yeniden kuran ve ona ismini veren ise Romalıların imparatoru Adil Konstantin oldu. Yeni Roma, Konstantinopolis böylece kuruldu ve köpeklere zarar verilmesi imparator fermanıyla yasaklandı. Bütün köpekleri imparatora bağlılık yemini verdi, kanlarının son damlasına kadar şehri ve ahaliyi koruyacaklarına ant içtiler. İmparator ve köpekler arasındaki anlaşmayı ölümsüzleştirmek için dikilen Konstantin sütunu, bir zamanlar sütunun üstünden dili dışarıda şehri izleyen dişi köpek Arete’nin bronz heykeli bugün yerinde olmasa da, aradan geçen bin beş yüz seksen yıla rağmen bu yüzden hâlâ ayaktadır. Konstantinopolis kurulduğu günden beri şu altı şey asla şehirden eksik olmaz: deprem, yangın, veba, kuşatma, ayaklanma ve saray darbesi. İkisinin ya da dördünün aynı anda gerçekleştiği de olur. Sonu ne olursa olsun, şehrin köpekleri hâlâ yeminlerine sadıktır, şehri asla kaderine terk etmezler. (s. 104)
balat’ta başlayan hikâye türküyle ermenisiyle rumuyla ittihatçısıyla cami cemaatıyla istanbul’u katettiği gibi selanik’e, oradan geri zıplayıp kenan diyarı’na, mısır’a da uğruyor, dönüp heybeli’yi ve tatavla’yı dolaşıyor. ama bir istanbul hikâyesi elbette. kahramanları arasında efendimiz vasil de var iştirakçı hilmi de, karabaş da var dóro da, hırsızlar, katiller, tımar veya bimarhaneler, abdullah cevdet, mösyö pontos… sakızlaşmış kent öykülerinden gına geldiyse, güzel bir şehir hikâyesi okumak size cazip bir fikir gibi geliyorsa bu romana gönlünüzü kaptırmamanız nasıl mümkün olabilir, hayal edemiyorum. insanın türkçe sevgisini bazen yaşadığı çağ tarafından havada bırakıyor. türkçeyi güzel bir yemek gibi sindire sindire, tadına vara vara dinlemek için tozlu raflardan ecdadın kitaplarını indirip onlara gömülüyoruz. bu romanın bir güzelliği de mürekkebi yeni kurumuş olmasına rağmen o lezzeti vermesi. bütün kitabı buraya alıntılayamam, bana güvenin.
ahmet birsen dostumdur, ve şüphesiz dostlarımızın işlerini gerçekçilikten uzak övgülere boğabiliyoruz; bu da —hadi insan olmaya dair bir kusur demeyelim—mizacımızın bir parçası. bu kitabı severken ve bu yazıyı yazarken kankacılık yapmadığıma sizi nasıl inandırabilirim bilmiyorum ama inanın yakınından bile geçmiyorum, hatta lafını edersiniz diye doya doya övemiyorum bu güzel romanı. eminim okuyanlar benden daha güzel ve daha uzun uzun övecek.

